Üye Giriş
Üye Adı:

Şifre:


Şifremi Kaybettim

Üye Ol!
Ana Menü
Hukukçulara Çağrı
Akademisyenler, avukatlar, hakimler, savcılar, stajyerler ve hukuk öğrencilerinin Türk Hukuk Dünyasına ışık tutacak hukuki eserlerini ve çalışmalarını yayınlıyoruz. Sitemizde yayınlanmasını istediğiniz makale ve çalışmalarınızı bize göndermeniz çok kolay. Öncelikle basit bir prosedürle üye olmanız gerekiyor. Üye adı ve şifrenizle siteye giriş yaptığınızda, sol tarafta bulunan "Makaleler" butonuna tıkladığınızda hemen altında "Makale ekleyin" butonu çıkacaktır. Bu butona tıklayarak açacağınız sayfada ilgili yerleri doldurarak ve makale metninizi büyük alana kopylayıp yapıştırarak makalenizi ekleyebilirsiniz. Sitemize üye olarak sadece makale değil, kanun, yönetmelik, haber ekleyebilir, haberlere yorum da yazabilirsiniz.
HUKUK BÜLTENİ
Google Groups

Her hafta sonu, haftalık HUKUK BÜLTENİ almak isterseniz ücretsiz kayıt olun.

E-posta:
Son Dakika
SmartSection is developed by The SmartFactory (http://www.smartfactory.ca), a division of InBox Solutions (http://www.inboxsolutions.net)
Makaleler > Komünikasyon Hukuku > Dünyadaki ve Avrupa Birliğindeki temel eğilimler ışığında Türkiye’de evrensel hizmetin düzenlenmesi - Av. Şerafettin Ekici
Dünyadaki ve Avrupa Birliğindeki temel eğilimler ışığında Türkiye’de evrensel hizmetin düzenlenmesi - Av. Şerafettin Ekici
Yayınlayan Şerafettin Ekici [serafettin] 2007/2/20 (1098 okuma)
5369 Sayılı Yasanın ikinci maddesinde “Evrensel Hizmet”; “Coğrafi konumlarından bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herkes tarafından erişilebilir, önceden belirlenmiş kalitede ve herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, temel internet erişimi de dahil elektronik haberleşme hizmetleri” şeklinde tanımlanmıştır.

DÜNYADAKİ VE AVRUPA BİRLİĞİNDEKİ TEMEL EĞİLİMLER IŞIĞINDA TÜRKİYE’DE EVRENSEL HİZMETİN DÜZENLENMESİ





Dünyada son yıllarda telekomünikasyon alanında göze çarpan en önemli gelişme, söz konusu alandaki politika belirleme, idarî düzenleme yapma ile işletmecilik işlevlerinin birbirinden ayrılması ve her bir işlevin, o işlevin niteliğine uygun esaslar dairesinde yürütülür hale getirilmesidir. Bu çerçevede, gelişmiş ülkelerde uygulama alanı bulan sektör yapısı genel olarak siyasal sorumluluk taşıyan hükümetin sektör politikaları ile genel esaslar ve hedefleri belirlemesi, faaliyetlerinde özerk nitelikteki bir düzenleyici otoritenin teknik nitelikteki gerekli idarî düzenlemeleri yapması ve uygulaması, buna karşılık işletmecilik faaliyetlerinin de ekonomik esaslar dairesinde ticarî kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini içermektedir. Kısaca dünyadaki en temel eğilim devletin artık işletmeci olarak sektörden elini çekmesi yani özelleştirme, buna karşılık genel politikaların yine devlet yani siyasi iktidar tarafından oluşturulmasıdır.[1]



Görüldüğü gibi gelişen dünya düzeninde telekomünikasyon sektörü üç temel aktörün görev paylaşımından oluşmaktadır. Aynen Anayasadaki erkler ayrılığına benzeyen bu yapıya göre, sektördeki üç öğenin görevleri tamamen birbirlerinden farklı olacak ve bunlar birbirlerinden bağımsız olacaklardır. Bu ise ancak devlet eliyle işletilen ticari nitelikteki işletmelerin özelleştirilmesi ve sektörün özel işletmecilere açılması ile mümkün olacaktır.



Özelleştirme çabalarının altında birçok neden aranabilir. Bunlar arasında tüketicinin korunması ve tüketici memnuniyetinin sağlanması, kaliteli hizmet, devleti bir kısım kamu hizmetlerinin yükünden kurtararak hem devletin sırtındaki yüklerden arınması hem de özel sektörün gelişerek serbest rekabetin gerçekleştirilmesi gibi nedenler sayılabilir. Fakat bu hizmetler özelleştirilirken ve özel sektöre açılırken, hizmetlerin esas itibariyle kamu hizmeti olması ve elektronik haberleşmenin stratejik önemi nedeniyle güvenli şekilde yürütülmesinin ve denetim altında tutulmasının gerekliliği göz ardı edilemeyecektir. Kesintisiz iletişimin gerekliliği ve olmazsa olmaz niteliği göz önüne alındığında, konunun önemi daha iyi anlaşılmaktadır.



Telekomünikasyon sektörü yapısı açısından dünyada iki farklı şekilde gelişmiştir; bazı ülkelerde Telekom sektörü baştan itibaren monopollükten uzak, birden çok aktörle birlikte gelişmiştir. Bu gelişim içerisinde regülatör kurum kendiliğinden ortaya çıkmış, sektörde kendine yer bulmuştur. Birçok ülkede ise telekomünikasyon hizmetleri başlangıçta tekel halinde devlet tarafından yürütülmüş, daha sonradan özelleştirilmiştir. Bu özelleştirme tamamen özelleştirme olabildiği gibi, hizmetlerin özel sektöre açılması, bunun yanında devletin de özel sektörle birlikte eşit şartlarda rol aldığı piyasalar şeklinde de gelişebilmiştir. Bu piyasalarda regülatör kurumun sektörde kendine yer edinmesi sanal müdahalelerin zoruyla yıllar içerisinde ancak gerçekleşebilmiştir.

Türkiye’de ilk olarak 10.06.1994 tarih ve 4000 Sayılı Kanunun 2. Maddesiyle 406 Sayılı Kanuna Ek Madde 18 eklenmiş ve; “Bakanlık, mobil telefon, çağrı cihazı, data şebekesi, akıllı şebeke, kablo TV, ankesörlü telefon, uydu sistemleri, rehber basım ve benzeri katma değerli hizmetler konularında sermaye şirketlerine tekel oluşturmayacak koşulları da dikkate almak suretiyle işletme lisans ve ruhsatı (sermaye şirketlerinin devralacakları ve bizzat kuracakları tesislerin işletilmesine yönelik olarak) verebilir.” hükmü kabul edilmiştir. 27.01.2000 tarihli 4502 Sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle ise, öncelikle 31.12.2003 tarihine kadar kısaca UMTH (Uzak mesafeli telefon Hizmetleri) olarak adlandırabileceğimiz “telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetleri” dışındaki telekomünikasyon hizmetleri konusunda devlet tekeline son verilmiş, UMTH hizmetlerinin ise 31.12.2003 tarihine kadar Türk Telekom tarafından tekel olarak yürütüleceği hükme bağlanmıştır.

406 Sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 4502 Sayılı Kanunun 2. Maddesiyle değiştirilen 2. Maddesine göre (f.1); “Hiç kimse Bakanlıkla bir görev, imtiyaz sözleşmesi yapılmış veya Bakanlık tarafından bir telekomünikasyon ruhsatı veya genel izin verilmiş olmadıkça, telekomünikasyon hizmeti yürütemez ve/veya altyapısı kuramaz ve işletemez. Ancak, aşağıdaki faaliyetler bir imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatı ya da genel izne tabi değildir:

1) Bir gerçek veya tüzel kişinin, kendi kullanımındaki taşınmazların dahilinde ve her bir taşınmazın sınırları dışına taşmayan, münhasır olarak şahsi veya kurumsal ihtiyaçları için kullanılan ve üçüncü şahıslara herhangi bir telekomünikasyon hizmeti verilmesinde kullanılmayan kişisel telekomünikasyon tesisleri.

2) Kamu kurum ve kuruluşlarının münhasıran verdikleri hizmetler ile ilgili olarak özel kanunları uyarınca kurdukları telekomünikasyon tesisleri.[2]” Buradaki “Bakanlık” kelimesini 46733 Sayılı Kanun’un Ek 27. Maddesi hükmü nedeniyle “Kurum” olarak anlamak gerekmektedir.



Görüldüğü gibi, telekomünikasyon hizmeti yürütmek, altyapı kurmak ve işletmek için Kurumla sözleşme imzalamak ya da Kurum’dan telekomünikasyon ruhsatı yahut genel izin almak gerekmektedir. Diğer bir deyimle Kurumla imtiyaz sözleşmesi imzalayan, Kurum’dan telekomünikasyon ruhsatı yahut genel izin alan kişiler telekomünikasyon hizmeti yürütebilecek, altyapısını kurabilecek ve işletebilecektir. Bu ise devletin telekomünikasyon sektöründeki tekel hakkının sona ermesi anlamına gelmektedir.



Anılan hükümden sonra 12.05.2001 tarihinde kabul edilen 4673 Sayılı Yasa ile ise Türk Telekom’daki kamu payının anılan tarihten önce de olsa % 50’nin altına düşmesi durumunda tekelin sona ereceği öngörülmüştür. Fakat bilindiği gibi 4673 Sayılı Kanunun bu öngörüsü gerçekleşmemiş, Türk Telekom ancak 2005 yılı içerisinde özelleştirilmiştir. Bu durumda 01.01.2004 tarihinden itibaren Türk telekomünikasyon sektöründe herhangi bir tekel söz konusu değildir.



Türkiye’de Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 1. Maddesine 10.06.1994 tarih ve 4000 Sayılı Kanunla eklenen fıkra ile “telekomünikasyon hizmetlerinin Türk Telekom tarafından yürütüleceği” esası benimsenmiştir. Aynı maddeye 4502 Sayılı Kanunla eklenen fıkra ile; “Türk Telekom, bu Kanun çerçevesinde her türlü telekomünikasyon hizmetlerini yürütmeye ve telekomünikasyon altyapısı işletmeye yetkilidir.” hükmü benimsenmiş, Kanun’un 2. Maddesinin (b) fıkrasında “Türk Telekom'un telekomünikasyon hizmetlerini yürütme ve telekomünikasyon altyapısını işletme ile ilgili hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenleyen görev sözleşmesi ve/veya görev sözleşmeleri, düşüncesi alınmak üzere Danıştay'a gönderilip, Anayasada belirtilen süre kadar beklendikten sonra akdedilir.” hükmü benimsenmiş ve Türk Telekom daha en baştan Telekomünikasyon hizmetlerini sunmak konusunda yasal zorunluluklara tabi tutulmuştur. Bunun yanında Türk Telekom, Kanun’un 10. Maddesiyle “arabağlantı ve roaming” yükümlüsü olarak tanımlanmış, diğer işletmecilerin bu konudaki taleplerini karşılamakla sorumlu tutulmuştur. Böylece; “Konu ve kapsamları belirlenen, coğrafi konumlarından bağımsız olarak T.C. sınırları içinde herkes tarafından erişilebilir, belirlenmiş kaliteyi haiz ve herkesin karşılayabileceği şekilde makul bedel karşılığında sunulacak olan ankesörlü telefon, acil telefon hizmetleri ve telefon rehber hizmetini de ihtiva eden asgari evrensel hizmet türlerini” ifade eden “asgari hizmetleri” yerine getirmek için Türk Telekom yasal olarak yükümlü tutulmuştur.



Telgraf ve Telefon Kanununda aslında “Evrensel hizmet” teriminden söz edilmemektedir. Bunun yerine Kanun’un 1. Maddesinde yukarıda belirtildiği şekilde “Asgari Hizmet” tanımlanmış, Türk Telekom ise asgari hizmet yükümlüsü olarak anılmıştı. 16.06.2005 tarihli 5369 Sayılı Yasa ile “asgari hizmet” terimi yerini “Evrensel hizmet” terimine bırakmış, yukarıda anılan “asgari hizmet” terimi ve tanımı Telgraf ve Telefon kanunundan çıkarılmıştır.



Evrensel hizmet teriminin ilk ortaya atılışının arkasında Alexander Graham Bell’in sektörde hakim konumda bulunan kendi telefon şirketini, diğer küçük çaplı şirketlere karşı korumak ve sektördeki lider konumunu muhafaza etmek düşüncesinin yattığını söylemek mümkündür. Yani aslında gerçekten evrensel olan niteliğinin tersine tamamen ticari kaygılarla ortaya atılmıştır. Evrensel hizmetin Kara Avrupası hukuk metinlerine girişi ise ancak 1987 yılında AB Komisyonunun telekomünikasyon altyapısına ilişkin çıkardığı “Yeşil kitap” ile olmuştur. Üye ülkeler daha sonra kendi mevzuatlarına bu kavramı yerleştirmeye başlamışlardır.



5369 Sayılı Yasanın ikinci maddesinde “Evrensel Hizmet”; “Coğrafi konumlarından bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herkes tarafından erişilebilir, önceden belirlenmiş kalitede ve herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, temel internet erişimi de dahil elektronik haberleşme hizmetleri” şeklinde tanımlanmıştır. Böylece 406 Sayılı Kanun’daki kapsamı tam olarak anlaşılmayan tanım yerine, temel internet erişimini de içine alır bir şekilde daha geniş kapsamlı ve daha anlaşılır olan bu yeni tanım kabul edilmiştir. Bu tanımda özellikle temel internet erişiminin de evrensel hizmet kapsamına alınmış olması son derece isabetli olmuştur. Zira artık İngiltere gibi bazı ülkelerde temel internet erişiminin ötesinde, yüksek hızda internet erişiminin evrensel hizmet kapsamında olması gerektiği ciddi bir şekilde tartışılmaktadır. Öte yandan AB’nin yeni direktiflerinde de temel internet erişimi evrensel hizmetin kapsamında tutulmaktadır.



Evrensel hizmet aslında, ülkenin her yerindeki vatandaşların bazı hizmetlerden eşit şekilde ve makul bir ücret karşılığında yararlanması şeklinde özetlenebilir. Konu her vatandaşın bazı hizmetlerden eşit şekilde yararlanması olunca, nüfus yoğunluğunun fazla olmadığı ve bu nedenle yapılacak yatırımların pek kârlı olmadığı yörelere hizmet götürülmesi ve oradaki vatandaşları hizmetten yararlandırılması bir kısım maliyetlere yol açmaktadır. Bilindiği gibi özel sektörde yatırımın amacı kârdır. Özel sektör yaptığı bir yatırımın karşılığını her açıdan almak isteyecektir. Bu nedenle ülkenin uzak köşelerine yatırım yapmak, hizmet götürmek özel sektör için pek tercih edilir bir durum olmayacaktır.



Bu durumda iki sorun ortaya çıkacaktır: Ya nüfus yoğunluğu fazla olmayan yörelerdeki vatandaşlara hizmet götürülmeyecek ya da bu hizmeti devlet karşılamak zorunda kalacaktır ki; bu durum sektörde özel işletmeciliğe dayanan serbest rekabet ortamının oluşmasını başlı başına sekteye uğratacaktır. Öyleyse bu iki sorunu bertaraf edecek bir yol bulunması gerekliliği vardır.



Pozitif hukukta bu konuda iki yol bulunmuştur: Birinci yol genelde sektörün sonradan özelleştirildiği ülkelerde görülmektedir. Buna göre; devletler başlangıçta kendi elinde olan telekom işletmecisini özelleştirirken işletmeciyi evrensel hizmet yükümlüsü olarak atamaktadır. Bu durumda işletmeci devlet imkanlarıyla kurduğu altyapı sayesinde, ayrı bir altyapı kurma masrafına katlanmak zorunda kalmamaktadır. Böylece diğer işletmecilerin katlanmak zorunda olduğu bir masraf da söz konusu olmamaktadır.



İkinci yol ise genellikle başlangıçtan beri serbest rekabete açık piyasalarda söz konusu olmaktadır. Fakat sonradan özelleşen piyasalarda da söz konusu olabilmektedir. Bu sistemde; tek bir evrensel hizmet yükümlüsü belirlemek yerine, regülatör kurum tarafından bölgeler tespit edilmekte, tespit edilen bölgelerde evrensel hizmetin yerine getirilmesi için gönüllü işletmeci bulunması halinde o bölgedeki evrensel hizmeti gönüllü işletmeci yerine getirmektedir. Gönüllü işletmeci bulunmaması halinde ise regülatör kurum tarafından bölge bazlı evrensel hizmet yükümlüleri belirlenmektedir. Bu ikinci yolda işletmeci tarafından istenmeyerek yerine getirilen evrensel hizmetin maliyetinin nasıl karşılanacağı ise başka bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda da pozitif hukukta iki sistem öngörülmektedir. Birinci halde, evrensel hizmetin maliyeti tamamen devlet tarafından karşılanmakta, ikinci halde ise evrensel hizmeti sunacak işletmecinin katlanacağı masrafların makul bir kısmının karşılanmasına diğer işletmeciler de katkıda bulunmak zorunda tutulmaktadırlar. İşte bu sisteme “pay or play” “öde ya da yap” sistemi adı verilmektedir. Bu konuda AB, Arabağlantı direktifiyle ikinci yolu yani diğer işletmecilerinde maliyete katılması sistemini kabul etmiştir.



Bizde evrensel hizmet konusu yukarıda anlatıldığı gibi 16.06.2005 tarih ve 5369 sayılı Kanunla baştan başa yeniden ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Kanunla evrensel hizmetin tanımı yeni baştan yapılmıştır. Buna göre evrensel hizmet: “Coğrafi konumlarından bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herkes tarafından erişilebilir, önceden belirlenmiş kalitede ve herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, temel internet erişimi de dahil elektronik haberleşme hizmetlerini” (M.2) ifade eder.



Kanuna göre evrensel hizmetin sağlanmasında ve bu hususta yapılacak düzenlemelerde eşitlik, hizmeti makul fiyattan sunma, özürlülerin ve yardıma muhtaçların korunması ve kollanması, kaliteli hizmet ve devamlılık ilkelerinin göz önünde bulundurulması gereklidir.(M.4)



Kanun, evrensel hizmetin kapsamını da teker teker saymıştır. Buna göre; sabit telefon hizmetleri, ankesörlü telefon hizmetleri, basılı veya elektronik ortamda sunulacak telefon rehber hizmetleri, acil yardım çağrıları hizmetleri, temel internet hizmetleri, ulaşımı yalnız deniz yoluyla sağlanabilen yerleşim alanlarına yapılan yolcu taşıma hizmetleri ile denizde tehlike ve emniyete ilişkin haberleşme hizmetleri, evrensel hizmetin kapsamındadır. Bu sayılanların yerine getirilmesi zorunlu olmakla birlikte, evrensel hizmetin kapsamı bunlarla sınırlı da değildir. Bakanlar Kurulu, Ulaştırma Bakanlığı’nın Kurum’un ve işletmecilerin görüşünü alarak yapacağı teklif üzerine Bakanlar Kurulunca yeniden belirlenebilecektir. Bu belirlemede ülkenin sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik şartları göz önünde bulundurulacak ve aralıklar üç yılı geçmeyecektir.



Evrensel hizmetin maliyetinin karşılanması konusunda ise genel olarak yukarıda belirtilen ikinci sistem benimsenmiştir. Buna göre; aşağıda izah edilen belirli şartlarla evrensel hizmet gelirleri oluşturulacak, hizmeti yerine getiren işletmeciye ise yaptığı net maliyet kadar ödeme yapılacaktır.



Evrensel hizmet gelirlerinin toplanması şu şekilde olmaktadır:



a) Kurum, görev ve imtiyaz sözleşmeleri ile ruhsat ve genel izin bedelinin % 2'sini, yetkilendirme tarihini takip eden ayın sonuna kadar,

b) GSM işletmecileri dışındaki işletmeciler ve Türk Telekom, yıllık net satış hasılatının % 1'ini, izleyen yılın Nisan ayı sonuna kadar,

c) GSM işletmecileri, Hazineye ödeyecekleri payın % 10'luk kısmını, ödendiği ay içerisinde,

d) Kurum, 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanunu ile 4.2.1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu uyarınca verdiği idari para cezalarının % 20'sini, tahsil edildiği ayı takip eden ayın sonuna kadar,

e) Kurum, mali yıl sonunda her türlü giderlerinin karşılanmasından sonra kalan miktarın % 20'sini, her yıl Ocak ayının sonuna kadar Ulaştırma Bakanlığına bildirecektir. Bu meblağ aynı süre içinde Bakanlığın Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına aktarılacak ve bütçeye "Evrensel hizmet gelirleri" adı altında gelir kaydedilecektir.



Süresi içinde ödenmeyen katkı payları, Bakanlığın ilgili vergi dairesine yapacağı başvuru üzerine, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilecektir. Vergi dairelerince yapılan tahsilatlar ertesi ayın sonuna kadar Bakanlığın Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına aktarılacak, süresinde ödenmeyen katkı paylarına, vade tarihinden ödendiği tarihe kadar geçen süre için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre gecikme zammı uygulanacaktır.



Bakanlar Kurulu, yukarıda belirtilen oranları % 20'sine kadar artırmaya veya indirmeye yetkilidir.



İşletmecilerin evrensel hizmet sağlama yükümlülükleri nedeniyle ortaya çıkan evrensel hizmetin net maliyetinin karşılanması ve Kanun gereğince yapılacak diğer harcamaları karşılamak için Bakanlık bütçesine her yıl evrensel hizmet gelirleri tahmini kadar ödenek öngörülecektir. Evrensel hizmetler için ödenek ihtiyacı bu hizmet gelirleri tahmininden fazla olması halinde yeterli ödenek Bakanlık bütçesine öngörülecektir.



Görüldüğü gibi 5369 sayılı Yasanın öngördüğü sistem Avrupa Birliğinin de öngördüğü sisteme benzemektedir. Buna göre işletmeciler ya evrensel hizmeti yerine getirecekler ya da evrensel hizmetin net maliyetinin karşılanmasına katkıda bulunacaklardır. Buna karşılık evrensel hizmetin maliyetinin tamamı işletmecilere ödettirilmemekte, devlet de (Bakanlık ve Kurum) maliyetlerin karşılanmasına katkıda bulunmaktadır.



Yukarıdaki şekilde belirlenen evrensel hizmet gelirlerinden, evrensel hizmeti yerine getiren işletmeciye evrensel hizmetin net maliyeti kadar ödeme yapılacaktır. Evrensel hizmetin net maliyeti; yükümlü işletmecinin, hizmetleri evrensel hizmet kapsamında karşılamadığı zaman ile evrensel hizmet yükümlüsü olarak karşıladığı zamanki net maliyetleri arasındaki farktan, evrensel hizmetten elde edeceği faydaların çıkarılması suretiyle bulunur. Evrensel hizmet yükümlülüğünün getirdiği ilave maliyet yükünü ortaya çıkaracak bu hesaplama net maliyetler üzerinden yapılır.

Yukarıda anlatılan çağdaş düzenlemelere karşın 5369 Sayılı Kanunun getirdiği bir kısım düzenlemeler tüm dünyadaki, AB ülkelerindeki ve Türkiye’deki düzenlemelerin tam tersi yönde olmuş, adeta bu konudaki birikimleri baltalayacak nitelikte düzenlemeler yapılmıştır. Şöyle ki;



5369 Sayılı Kanunun 8. ve 9. Maddesiyle Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 3348 Sayılı Kanuna bazı hükümler eklenmiş, bu şekilde Ulaştırma Bakanlığının, daha doğrusu Bakanlık bünyesindeki Haberleşme Genel Müdürlüğünün görevleri arasına evrensel hizmetle ilgili düzenlemeleri yapmak da katılmıştır.



Kanunun 8 inci maddesiyle Bakanlığın genel politikaları belirleme yetkisinin kapsamına evrensel hizmet de katılmış; “Evrensel hizmet politikalarını ilgili kanunların hükümleri dahilinde ülkenin sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik şartlarına göre belirlemek, Hükümetin genel politikasını uygulamaya yönelik tedbirleri almak, evrensel hizmetin yürütülmesini sağlayacak esasları tespit etmek, uygulanmasını takip etmek ve net maliyetiyle ilgili hesapları onaylamak.” Hükmü getirilmiştir. Bu hüküm genel politikaları belirleyen siyasi sorumlu otorite kavramıyla uyuşmaktadır.



Kanunun 9 uncu maddesiyle ise 3348 Sayılı Kanunun Haberleşme Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerini düzenleyen 13 üncü maddesine yedi adet yeni fıkra eklenmiştir. Buna göre;

1- Evrensel hizmetin sağlanması ile ilgili mevzuat hükümleri dahilinde evrensel hizmetin yürütülmesini sağlayacak esasları tespit etmek, uygulanmasını takip etmek ve işletmecilerin net maliyetlerinin karşılanmasını sağlamak,

2- Evrensel hizmet kapsamındaki hizmetleri karşılama talebinde bulunan işletmeciler arasından, bölgesel ve ulusal çapta evrensel hizmet yükümlüsünü hizmet satın alma yoluyla belirlemek,

3- Evrensel hizmet yükümlülerine ödeme yapmak,

4- Evrensel hizmetin net maliyetinin hesaplanmasına, belirlenen usul ve esaslar dahilinde gerçekleşip gerçekleşmediğine dair yükümlü işletmeciyi izlemek, denetlemek veya masrafları evrensel hizmet gelirlerinden karşılanmak üzere bağımsız denetçiler tarafından denetlenmesini sağlamak,

5- Düşük gelirliler ve özürlüler gibi sosyal açıdan korunması gereken kesimlerin evrensel hizmetten eşitlik, taraf gözetmeme ilkeleri temelinde ve karşılayabilecekleri fiyat seviyesinde yararlanabilmelerine ilişkin usul ve esasları belirlemek,

6- Belirlenecek esaslar dahilinde merkeze uzak ve kırsal bölgelerden oluşan yüksek maliyet alanlarına hizmetlerin götürülebilmesi için, gerektiğinde geçici evrensel hizmet yükümlüsünü belirlemek,

7- Evrensel hizmet yükümlüsü işletmecilerin net maliyetlerinin hesaplanma yöntemi ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemek, Haberleşme Genel Müdürlüğünün yani Ulaştırma Bakanlığının görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.



Görüldüğü gibi 5369 Sayılı Kanunla Haberleşme Genel Müdürlüğüne verilen yukarıda anılan görevlerin hiç birisi genel politikaları belirleme sınırlarında kalmamaktadır. Anılan grevler, evrensel hizmeti sunacak işletmeciyi belirlemek, maliyetleri hesaplamak, ödeme yapmak, uygulamaya dair denetlemeler yapmak gibi aslında tam anlamıyla idari düzenlemeler kavramının kapsamına girmektedir. İdari düzenlemeler yapmak yetkisi tüm dünyada bağımsız idari otoritelere devredilmiştir. Devretmeyenler ise devretme çabası içerisindedir.



4502 Sayılı Kanunun gerekçesi incelendiğinde aslında kanun koyucunun dünyadaki bu genel politikalardan çok da habersiz olmadığı açıkça görülmektedir. 4502 Sayılı Kanunun gerekçesinde dünyadaki temel eğilimler uzun uzun anlatılmış, Türkiyede de bu genel eğilimler ışığında gelişmiş devletlerdeki seviyeye ulaşılabilmesi hedeflendiği anlatılmıştır. Görüldüğü gibi Kanun koyucumuz dünyadaki temel gelişmelerin farkındadır. Buna rağmen anılan görevler her nedense yukarıda anılan genel eğilimin tersine olarak siyasi sorumlu otoriteye verilmiştir.



Türk telekomünikasyon sektörünün henüz yeni yeni oturmaya, kurumların yerinin belirlenmeye başladığı şu dönemde, genel politikaların aksine böyle bir düzenleme yapılmış olmasının hiçbir mantıki izahı yoktur. Aslında Kanunun gerekçesinde de genel politikaların neden terk edildiği ile ilgili hiçbir izahat yoktur. Sadece anılan görevlerin “Haberleşme Genel Müdürlüğüne verilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür” şeklinde bir cümle vardır. Fakat genel politikalar neden terkedilmiş, neden bu görevler bağımsız idari otorite durumundaki Telekomünikasyon Kurumu’na değil, görevi genel politikaları belirlemek olan Ulaştırma Bakanlığı’na verilmiştir gibi soruların cevabı yoktur.



Yukarıda izah edildiği gibi aslında genel politikaların farkında olan Kanun Koyucunun, tüm dünyadaki ve son yıllarda Türkiye’deki genel eğilimin tersine yaptığı bu düzenlemelerin altında siyasi kaygıları aramaktan başka çare kalmamaktadır. Kanımızca; son yıllarda yapılan düzenlemelerle sektördeki yetkilerini ve aktifliğini kaybeden siyasi iktidar, kendisini daha fazla dışarıda tutamamış, eski alışkanlıkların bir uzantısı olarak sektöre müdahale yolları aramaktadır. Evrensel hizmetle ilgili politika belirleme ve idari düzenleme yapma yetkileri bağımsız idari otorite durumunda olan Telekomünikasyon Kurumu’na verilmiş olsa, siyasi otoritenin nerdeyse sektöre müdahale etmesinin hiç bir yolu kalmayacaktı. Yapılan bu düzenlemelerle siyasi iktidarın sektörün sağlıklı gelişimine müdahale etmesin yolu aık tutulmuş, sektöre çok ağır bir darbe vurulmuştur.



SONUÇ: Türkiye 1980’li yıllarda yakalayıp 90’lı yıllarda yitirdiği ivmeyi 2004 yılından itibaren yeniden kazanmaya başlamış, sektörün özel işletmecilere açılması ve Türk Telekom’un da özelleştirilmesiyle sektör yeni baştan yapılanmaya başlamıştır.



Dünyada ve Avrupa Birliğindeki temel eğilimlere paralel olarak yapılan düzenlemelerle sektöre yeniden dinamik bir yapı kazandırılması yönünde önemli adımlar atılmıştır. Siyasi iktidarlar sektöre müdahale arzularına ket vurabilirlerse sektör yeniden yakalamaya başladığı dinamizmi koruyacak, sektör sorunsuz bir şekilde yerine oturacaktır. Aksi halde telekomünikasyon sektörümüz hiç bir zaman gelişmiş ülkelerdeki seviyeye ulaşamayacak, kağıt üzerinde özelleştirilmiş olmasına rağmen bir ya da birkaç işletmecinin özel tekelinde kalmaya mahkum olacaktır.


Avukat Şerafettin EKİCİ

EKİCİ&KUL HUKUK BÜROSU




[1] Bkz. 4502 SK gerekçesi

[2] Madde 18 - (Değişik madde: 27/01/2000 - 4502 S.K./8 md.) 2 nci maddenin (a) fıkrasına aykırı olarak imtiyaz sözleşmesi veya görev sözleşmesi yapılmaksızın telekomünikasyon tesisi kuran ve işletenlerin tesisleri Kurum’un talebi üzerine ilgili mülki amirlerce kapatılır ve işletmeye son verilir. Ayrıca failleri hakkında iki milyar liradan otuz milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. Tekerrürü halinde failler hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis ve dört milyar liradan altmış milyar liraya kadar ağır para cezası verilir. 2 nci maddenin (a) fıkrasına aykırı olarak genel izin ve ruhsat almaksızın telekomünikasyon hizmeti verenlerin tesisleri Kurum’un talebi üzerine ilgili mülki amirlerce kapatılarak hizmetlerine son verilir. Tekerrürü halinde failleri hakkında ikiyüz milyon liradan üç milyar liraya kadar para cezasına hükmolunur.

Bu kategorideki diğer makaleler
Önceki Makale Numara Taşınabilirliği - Av. Şerafettin Ekici Telekomünikasyon Sektöründe Tüketici Hakları - Av. Ali Osman Özdilek Next article
Künye
TÜRKİYE'NİN HUKUK PORTALI
Editör: Av.M. Gökhan Ahi  - İletişim ve Yazışma Adresi: ATA2 Sitesi Salkımsöğüt Çıkmazı No:8 Üsküdar İstanbul
Bu sitede kullanılan eserler ile veri tabanları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu uyarınca koruma altındadır. Bu sitede yer alan yazılar ile kamusal ve anonim olanlar dışındaki linkler sahiplerinin izniyle yayınlanmaktadır. FSEK'na uymak ve eser sahibiyle sitenin adı verilmek şartıyla alıntı yapılabilir. Doğrudan bir esere ya da bölüme link verilemez. /// Bu site, 5651 sayılı yasa kapsamında "yer sağlayıcı"dır. İlgili yasanın 5. maddesine göre: Yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. /// Bu sitede yer alan içerikle ilgili şikayetler için sikayet@hukukcu.com adresi kullanılmalıdır.    
2000-2008 © H U K U K C U . C O M
Site içi Arama
Tavsiye siteler
Reklamlar